Dolu Dolu 15 Yıl
Dolu Dolu 15 Yıl
Yazar Alibey Pazartesi, 17 Eylül 2007
Çok uzun değil, on beş yıl kadar önce, çok yetenekli bir şarkıcı, harika bir ses, başarıyla büyüyüp gelişeceğine inandığımız bir genç kızdı. Şimdi de genç kızlığında bir değişiklik yok ya, Sertab birbirinden başarılı albümleri, popta niteliği her zaman en yukarıda tutan çizgisiyle Türk popunun kare aslarından biri oldu. Sportif ve rahat tavırları, arkadaş canlısı imajıyla kelime ona tam olarak oturmasa da, ses, albüm, konser ve yarışma başarılarıyla Türk popunun “diva”larından biri, belki de en iyisi.
Dün gece Harbiye Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleşen 15. yıl konseri, çeşitli mizansenlerle süslenmiş, Sertab’ın kendi sanat on beş yılına bakışını anlatan, konserin başlığındaki gibi “otobiyografik” bir konser, ilginç bir prodüksiyondu. Birlikte çalıştığı müzisyen arkadaşları, Fahir Atakoğlu, Sezen Aksu, Levent Yüksel, Nil Karaibrahimgil, Özge Fışkın ve Demir Demirkan’la çeşitli sahnelerde yarı teatral, yarı doğaçlamaya dayalı, bazen düet ve triolar içeren kompozisyonlar sundular. Mizansen olarak hazırlanmış bu teatral sahnelerde ya da doğaçlamaya dayalı olan konuşmalarda Sertab kendi serüveninini dile getirdi.
Sertab kendini ifade etmekten hiç korkmayan bir sanatçı. Korkunun ötesinde, arzu ve konuşma çabası öyle belirgin ki. Konserin “otobiyografi” başlığı taşımasındaki o cesaretten bahsediyorum. Sahneye kolları bantlanmış, seruma bağlı bir hasta olarak çıkan Sertab “Yalnızlık Senfonisi” ile açılışı yaparken, seyirciye de yolun başında nerelerde olduğunu anlatmak istedi herhalde. Çok sanatçı vardır ki kendini mağdur, yaralı, zayıf olarak çizmek istemez. İmaj peşindedir, yalnızca iyi görünmek ister, güç anlatır durur. Sertab’ın “ben yalnızdım, zayıftım, yaralıydım” deyişindeki doğallığı ona farklı yapan şeylerden biri. Sertab konser ilerledikçe iyileşme, özgüvenini kazanma anlatısına dönüştürdü müzik kariyerini. Önce serumları attı. Sonra siyah deri bir kıyafetle, vamp bir kadına döndü. Demir’le olan sahnede kıpkırmızı bir kostümle aşkı, tutkuyu anlattı. Finalde ise uzakdoğu dansçısının eşliğinde, budizmdeki nihai arınmayı anlatır şekilde “Bu-da gelir” diyerek bitirdi, bembeyaz meditasyon giysilerine bürülü olarak. Konserin her anı iyi bir prodüksiyonla kotarılmış böyle ufak tefek, hikayesel ya da şiirsel ögelerle süslü sahnelerden oluşuyordu işte. Levent Yüksel’in papyonlu mizanseni, Nil Karaibrahimgil’le “yeni bir aşk, yeni bir iş” derken gardroptan seçilen deli saçması, komik giysiler, “Kumsalda”ın plaj şemsiyeli, renkli deniz toplu dekoru... tüm bunlar prodüksiyonun da şaşmaz zamanlamasıyla çok başarılı bir şekilde sahnede yerlerini aldılar. Sertab’ın Fahir Atakoğlu için ‘Lal’dan çok daha güzel şarkılar bestelemiştir’ deyip de Atakoğlu’nun reklam jinglelarından “Diyet Kola” ve “Rama”yı seslendirmesi, daha sonra Sertab’ın Chopin’in bir valsine dayanan “Balerina Cif” müziğiyle piyanonun tozunu alması ise herkesi kahkahalara boğdu. “İncelikler Yüzünden” derken sahnede Fazıl Say’ın küçük kızının usulca resim çizmesi duygulandırıcı bir andı.













